Gürcan Öztürk (0544 926 56 62)

Burada Bilgi Paylaşılır,

Tarihimizde İki Kahraman Alay, Ayni İsimli İki Şehit Komutan..

 ŞEHİT BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ ALPARSLAN

Resim

Milli Mücadele döneminde Karadeniz Bölgesi Giresun yöresinde oluşturulan ve Kurtuluş Savaşı’mıza çok önemli katkılar sağlayan, o zamanki Genelkurmay kayıtlarında ALPARSLAN GURUBU olarak geçen Giresun Nizamiye Alayı’nın komutanı, Giresun Askerlik Şube Başkanı olan Hüseyin Avni Bey’dir. Onun Alparslan lakap ve adı, Türk Yurdu dergisinde ki, o dönemin subay ve aydınlarının okuduğu önemli bir fikir dergisiydi, yazdığı Türk Ulusu ve Türkçe hakkındaki yazılarında “Alparslan” takma adını kullanmasından kaynaklanmaktadır. Ancak, artık kendisine resmiyette ve çevresinde Alparslan denmekteydi.

Hüseyin Avni Bey, bugün Giresun’un ilçesi olan Tirebolu’nun, Cintaşı mahallesinde 1876 yılında doğdu. Hüseyin Avni, Amasya’nın Suluova ilçesinden Hüseyin YAZICIOĞLU ailesinden Tirebolu’ya hoca olarak gelen Emin efendinin oğludur. Annesi Tirebolu’lu Yanıkömeroğluzadelerden diğer deyişle Yanıkömeroğullarından, Kadın hanımdır. Başarılı bir tahsil hayatıyla kazanılması zor olan Pangaltı Mekteb-i Harbiyesi’ni kazanır ve başarıyla bitirir. Teğmen rütbesiyle mezun olunca Balkanlara, Selanik’e tayin oldu.Hüseyin Avni, Selanik’li Başyazıcı ailesinden Rıza Ağa’nın kızı Huriye Hanımla evlendi.Çocuğu yoktur. Balkanlarda eşkıya takibinde görevler yaptı. Jandarma kursuna katılarak jandarma sınıfına geçti. Bulgar çetelerini mağlup etti. 31 Mart ayaklanmasında arkadaşlarıyla gönüllü olarak hareket ordusuna katıldı.

1. DÜNYA SAVAŞINDA DOĞU CEPHESİ ve Hüseyin Avni ALPARSLAN :

1.Dünya Savaşı’nın, Osmanlı bayrağı taşıyan iki Alman savaş gemisini (Sonradan donanmamıza katılıp, Yavuz ve Midilli adını alan ) Karadeniz’de ki Rus limanlarını bombalayıp savaş gemilerine saldırı haline geçmesi ile, Osmanlı Devleti’nin, zaten Almanya ile ilişkisi artmış olan İttihatçı hükümetin ve Enver Paşa’nın gizlice anlaştığı söylenen Almanya yanında savaşa girmiş oldu.

Osmanlı- Rus Savaşı, 1 Kasım 1914 günü sabahı Rus kıtaları, doğu sınırında hep birden Oltu, Micinkent, Soğanlı ve Ağrı dağı geçitlerinden sınırı geçtiler.İşte konumuz olan, H.Avni Bey, bu savaşlara katılan, Bahattin Şakir’in Doğu Masası Başkanlığını yaptığı Teşkilat-ı Mahsusası’nda yer alan, bölge halkından milis kuvvetler oluşturan aktif subaylar arasındadır. Tavasker, Ergenis Tabur ve Müfreze komutanlıkları yapmış, ünlü Çoruh Müfrezesinde (Deli) Halit Paşa’yla birlikte savaşmıştır.

Erzurum ilçeleri, Artvin yöresi, Bayburt savaş alanıdır, çok sayıda muhabereye katıldığı, askeri kayıtlardan anlaşılmaktadır. Hüseyin Avni, Doğu cephesinde savaşırken ayni zamanda “Türk Yurdu Dergisi’ne” “Alparslan” adı ile yazılar yazmaktadır. Kendisi dönemin bir çok aydını gibi Türkçü eğilimler taşımakta, Osmanlı Devleti’nin gerilemesi nedenleri olarak Fatih’ten bu yana yönetici kadrolardan Türklerin uzaklaştırılmasını neden olarak görmektedir. Özelliklede öz Türkçe’ye önem vermekte, ülkede yer adları dahil saf Türkçe’ye dönülmesini savunmaktadır. Dilin yabancı kelimelerden o günkü şartlarda Arapça ve Farsça’dan kurtarılmasını savunmaktadır. Çünkü Türkçe ana, zengin ve kelime üretilebilen bir dildir. Bizzat kendisi bu konularda çok sayıda olmasa da makaleler yazıyor, hatta Divan- Lügat-ı Türk’ten faydalanarak kelimeler üretiyordu.

Hüseyin Avni, pek çok yerinde görev yaptığı Karadeniz bölgesiyle ilgili, kendiside o yıllarda Trabzon’a bağlı Giresun ili Tirebolu ilçesinden olmasını da dikkate alırsak, bölgede Subay olarak görev yaparken hem de bölgede yaşayan insanlarımızın kökeni hakkında araştırma yapmış ve “Trabzon ili Laz mı Türk mü” adlı bir araştırma eserini yazmıştır.Araştırmaları ve kaynaklara göre Giresun yöresi başta olmak üzere bölge ağırlıklı olarak Oğuzların (Türkmen) Çepni ve diğer Türk boylarındandır. Bir miktar etnik olduğu söylenen unsurlar varsa da geçmiş tarihlerden beri Türk Boylarının yerleştiği bölgede bunlarda Türk soylu olması muhtemeldir, zaten halk da bu inançtadır. “Alparslan” bu çalışma ve teorileriyle esasında “ Tek Millet” ve “Ulus Devlet” düşüncesine katkı vermektedir. Hüseyin Avni Bey, Osmanlı devletinin çok dinli, Uluslu ve etnik yapılı insan yapısını, birlikte barış içinde sürebilecek bir hayatın, Osmanlı Devletini yıkıp dağıtmak isteyen malum Emperyalist devletlerin kışkırtma ve misyoner faaliyetleriyle, kanlı çatışmalara ve sayısız acılara sebep olduğunu yaşayarak görmüştür. Çözümü de görmüştür.

HARŞİT ÇAY’I SAVUNMASI :

Rus Orduları karşısında Karadeniz kıyılarında Harşıt Çayı'na kadar gerileyen Ordumuz, Harşit’in batısından Tirebolu’da döküldüğü yerden yukarılara doğru cephe oluşturur.Yarbay Hamdi Bey komutasında Teşkilatı Mahsusa Alayı başta, 9 taburlu 3 Alaylı bir kuvvet oluşturulur.

Osman Ağa,110. Alay komutan V. Olarak Hüseyin Avni de buradadır. Sahil Müfrezesi olan adı, daha sonra 37. Tümen olan bu birlikler, Harşıt’ın öte yakasına Rusları geçirmezler. Sürekli olmasa da kanlı çatışmalar olur. Ancak Rusya’da 1917 Ekim ihtilalinin de olmasıyla Rus Ordusu’nda iç karışıklık ve ayaklanmalar da çıkar.

Osmanlı Devletiyle Erzincan anlaşmasını imzalayıp çekilmeyi kabul eden Ruslar bir müddet sonra Harşıt boylarından da çekilmeye başlarlar. 37.Tümen de takip harekatı başlatır. Trabzon ve Rize kurtarılır.Ancak Rus Ordusunda da yer alan ve ayrıca çeteler kurmuş olan Ermeniler ilerlemeye karşı koyarlarsa da dağıtılırlar. Batum ve Kars da geri alınır. Bu esnada Rusya’da iç savaş çıkmış, orduları dağılma noktasında, mukavemeti düşmüştür.

ORDU’muz, Azerbeycan ve Dağıstan’a, bölge halkından, Azerbaycan Türkü Türklerinden de aldıkları destekle bir harekat düzenlerler, Ermeni ve Gürcülerle çatışmalar olur. Birliklerimiz hemen tüm Azerbeycan’ı ele geçirir. Hatta İran’ın Hoy şehri ve bölgesini de. Hüseyin Avni Bey’de bu Azerbeycan harekatına katılmıştır. Bu esnada 1. Dünya savaşının seyri değişmiş ve Almanya teslim olmuştur. Bizim de Irak, Suriye cephesin- de savaş iyi gitmemiştir. Mondros müterekesiyle birlikte Osmanlı bütün ele geçirdiği topraklardan geri çekilir.
Mondros’un ardından İstanbul’da çok kısa bir süre Harita Heyetinde görev yapan Hüseyin Avni, artık Orduda , Teşkilat-ı Mahsusa’da gönüllü, milis kuvvetler oluşturmuş, pek çok savaşta en önlerde savaşmış bir subaydır. Üstelik Türk Ulusu hakkında Karadeniz yöresinde araştırmalar yapmış, eser ve makaleler yazmış biridir. Vatanın içine düştüğü bu durumda önemli görevler yapacak durumdadır. O sıralar Genelkurmay’da oluşan çare arayan ve gizli, açık yeni yapılanmaların onunda içinde olduğu açıktır. Hüseyin Avni, son derece alçak gönüllü, fedakar birisidir. O, en zor görevlere koşan, verilen vazifeyi başarmak için canını öne koyan, sisler arasında kalan gerçek bir kahramandır. Ancak, atandığı görevler de ona üstlerinin verdiği önemi ve güveni göstermektedir. O öncelikle İstanbul’da oluşan devamında Ankara’ya, Mustafa Kemal’e bağlanıp resmiyet kazanan M.M.’in, Müdafaa-i Milliye Teşkilatı’nın önde gelen üyesi ve Karadeniz’de Özel Görevlisi’dir.

BİNBAŞI HÜSEYİN AVNİ BEY GİRESUN’DA :

Hüseyin Avni Bey, Mayıs 1919’da Pazar, Eylül 1919’da da Rize Askerlik Şube Başkanlığı’na atandı. Bu sırada Samsun’dan Trabzon’a kadar Pontus Devleti kurmayı amaçlayan Pontus çeteleri Milli Mücadele’ye karşı büyük bir bela idi.

Giresun yöresi ise bu ayaklanma karşısında Osman Ağa ve milisleri sayesinde Türk hakimiyet alanı halindeydi. Ancak milisler (Kara zıpkalılar) haliyle yeterince düzenli ve disiplinli değildi. İşte Hüseyin Avni Bey, 1 Ocak 1920’de Giresun Askerlik Şube Başkanlığı’na atandı. Bir süre Giresun Kayma- kamlığı görevini de vekaleten yürüttü. Giresun’da Osman Ağa, Müdafaa-i Hukukçular ve halk ile el ele vererek düzenli birlikler oluşturdu. Giresun Nizamiye Alayı kuruldu.

Hüseyin Avni, cesur bir kişi ve ateşli bir milli mücadeleci idi. Ayni zamanda Hüseyin Avni Bey memleketin bu durumunda atak ve cesur evlatlarına ihtiyacını çok iyi biliyor, bilhassa Osman Ağa’yı destekliyor, o muvazzaf Subay olarak, Osman Ağa’da Milis Subay olarak ve Halk üzerindeki otoritesiyle birbirlerini tamamlıyorlardı. Tabi yanlarında Müdafaa-ı Hukuk üyeleri, diğer Subaylar pek çok milli mücadeleci vardı, Giresun yöresi halkımız vardı. Birbirlerine samimiyetle bağlıydılar, esas neden Vatan’ın kurtuluşuydu açıkcası.

Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN, Komutasında ki, oluşturulan Giresun Nizamiye Alayına, ALPARSLAN GURUBU adı verilmiştir. Genelkurmay Başkanlığı'nın Türk İstiklal Harbi adlı eserde, Milli Kuvvetler sayılırken, Pontus tehlikesi ve Yunan Ordusu’nun Karadeniz’den çıkartma yapması durumunda 3000 silahlı Alparslan gurubu da Giresun’da hazırdadır, denmekteydi. DevamenOsman Ağa’nın da katkısıyla yeni gönüllüler toplanmış ve 42. ve 47. gönüllü Alaylar oluşturulmuştur. Bu Alayların gönüllü yapılanması ve devam etmesi, Kuva-yı Milliye kuvvetleri özelliğini devam ettirdiklerini ayni zamanda “gayri nizami harp” yapılanmasını ve “Özel” yanlarını vurgulamakta. Kuva-yı Milliye dönemi, gönüllü milisler “çete savaşı” yöntemleriyle ayaklanmacılara ve işgale karşı savaşmışlardır. Bugünkü açıklamayla “gayri nizami harp” .Topal Osman ve kara zıpkalıların savaşı da bu sistemle örtüşebilir.

42. GÖNÜLLÜ ALAY ve Hüseyin Avni ALPARSLAN SAKARYA’DA!

42. ve 47. Gönüllü Alaylar, Pontus ve Milli Kuvvetlere karşı ayaklanmaların bastırılmasında pek çok görev yapmış devamen Ankara üzerinden Türk Ulusu için kritik bir savaş olan Sakarya Savaşı’na katılmışlardır. Savaşın hassas bir safhasında 42. Alay Mangaltepe’nin geri alınması muhaberelerine katılmış, Haymana üzerinden Ankara’ya sarkmayı planlayan Yunan Ordusu ile göğüs göğse savaşmıştır. Askerlerinin de büyük bölümüyle Binbaşı Hüseyin Avni Alparslan Gököğüz mevkinde Şehit olmuştur. Mangaltepe , Taşlıtepe ve Gököğüz mevkinde, 42.Alay’ın içinde bulunduğu 4. Tümen, 47. Alay ve Muhafız Taburu, yokluk ve cephanesizlik şartlarında, genç subaylar önde, yüzlerce şehit vererek, savaşın kaderini Ordumuz lehine çevirmede etkili olmuşlardır. Esasında Sakarya Zaferi, Tuna boylarından beri gerileyen Ulusun kötü kaderinin tersine döndüğü ve yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin habercisi olan büyük bir zaferdir.

Selçuklu Sultanı Alparslan, Bizans Ordusu’nu yenip, Türk Ulusu’ na Anadolu’nun (Malazgirt Savaşı-1071) yolunu açan Kişi’dir. Önemi açıktır ve bilinir. Anadolu'nun da elden çıkma tehlikesi yaşanmakta, bölgemizde Bizans yeniden inşa edilip, Pontus Devleti kurulması planlanıyordu.Yunan Ordusu İzmirden beri Anadolu içine ilelerken Pontusçu Rumlar'da Karadeniz'de ayaklanıyordu.

Osman Ağa ve milislerininde ana kuvvetini teşkil ettiği ALPARSLAN GURUBU

İşte oyunu bozan kuvvet. İsmi önemini ve misyonunu yeterince göstermekte. Bugün de boş durmuyorlar. Çeşitli isimlerle açık ve maskeli faaliyetler sürmekte. İmkanları geniş, maddi olanakları çok. Hedeflerini de biliyorlar. Son yıllarda kısmen gündeme gelen Hüseyin Avni ALPARSLAN ve yörenin Kurtuluş Savaşında ki gerçek önemi ortaya konulmalıdır. Binbaşı Hüseyin Avni, Gönüllü örgütlenme yapısının iki Alay asker oluşturması, Topal Osman Ağa ile birlikte hareket eden ancak gönüllülerin disiplin altına alınmasını sağlayan bir komutandır. O,“Trabzon ili Türk mü Laz mı” eseriyle bölge halkının bilinçlenmesini, Türk kimliğini daha kuvvetle öğrenmesini sağlayan , yerel gazetelerdeki yazılarıyla da halkın milli mücadeleye katılım ve desteği amacıyla propaganda faaliyetlerini yürüten öncü bir komutandır.
Bu gerçekler , onun düşün yapısı ve birliklerin ve bilahire oluşturduğu 42. Alay’ın Sakarya savaşındaki Kahramanlık ve Şehitlikleri bugünde ihtiyacı mız olan Kuva-yı Milliye Ruhunun canlandırılmasında, Ülkemiz üzerinde bugünde oyunlar oynayan, bölmeye ve parçalamaya çalışan iç ve dış güçlere karşı bilhassa yeni yetişen nesilleri, gençlerimizi uyandıracak, bilinçlendirecek önemdedir.

Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN, Sakarya Savaşının o kritik saatlerinde, Başkomutan Mustafa KEMAL, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün Vatandır" emrini verip, emir cephedeki Subaylara ulaşınca o saatlerde, en şiddetli çatışmaların olduğu, Mangaltepe Gökgöz mevkinde, Subaylarına o da şu emri vermiştir:
"İzinsiz ve emirsiz çekilen her asker idam edilecektir. Bu savaş böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih yağma savaşı değil, Vatan Savaşı. Hiç bir hatayı affetmeye hakkımız olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe geri çekilmeyeceğiz, öleceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul mal mülk değil, Milleti için Şehit yada Gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız."
Gayretlerimizin sebeleri ortadadır. Sebep VATAN SAVUNMASI için Tarih bilincinin ve Kuva-yı Milliye Ruhu'nun yeniden canlandırılmasıdır.

SÖZ KONUSU VATAN'SA GERİSİ TEFERRUATTIR.

Kaynakça:
1- KKK. Şahsi dosyası.
2- Sakarya Şehidi Bnb.HA.Bey.
İ. HACIFETTAHOĞLU
3- Türk İstiklal Harbi. Genk.Bşk.Yay.
4- Sözlü Mülakatlar

 

Bir yandan Ankara'da Meclisi toplamak, bir yandan da Milli Kuvvetleri oluşturup örgütleme çabasındaki Mustafa Kemal , Giresun ve yöresine (Topal)Osman Ağaya çok önem veriyordu. 1.Dünya savaşı sonunda Ordusunun büyük kısmını şehit vermiş, dağılmış, Mondros mütarekesi’yle de resmen dağıtılmakta olan Silahlı Kuvvetlerimiz vatan savunması için yeniden oluşturulmak  zorundaydı. Bu  şartlarda ülkemizde gönüllü Kuva-yi Milliye direnişi bu aktif savaşçı güçler büyük önem taşıyordu. Çünkü İstanbul hükümeti ve sözde aydın teslimiyetçi çevreler Yunan işgaline bile göz yumup İngiliz yada Amerikan mandasına girip onların insaflarına razıydılar,  aksini yapanlar yani  Kuvvacılar,  milliciler ise  macerape- rest, serseri hatta haindiler.  Bu şartlarda 1. Dünya Savaşından beri Pontusçu Rumlar’la da,  Ermeni ayaklanmacılarla da savaşan  Giresun Gönüllüleri,  Osman Ağa Kuvvetleri, Karadeniz’de ki en önemli Türk silahlı gücüydü.  Ayrıca Osman Ağa başından beri teslimiyetçilere, İstanbul Hükümetine karşıydı. O varken,  ne Pontuscula’rın  nede başkaları- nın,  Karadeniz’den, Vatanımızdan bir karış toprak alması mümkün değildi. 19 Mayıs 1919’da Samsun'a çıkan Atatürk, Havza'da Osman Ağa’yla  görüşmüş ona destek ve yetki vermişti. Yeni gönüllüler, askerler toplayacaktı. Osman Ağa bu konuda tecrübeli ve bölgede otoritesi vardı.Mahkum, asker kaçağı dahi eğitir, vatan için savaştırırdı.  Atatürk'ün Osman Ağa'ya bir sözü daha vardı. Sana genç, örgütçü, gönüllüleri eğitecek ve disiplin verecek Subaylar yollayacağım....    

 

                Ve yolladı da.  Esasen Mütareke ve işgallerle birlikte İstanbul'dan Anadolu'ya subaylar geçmekte   Milli  Mücadeleyi  örgütlemek  için çalışmaktaydılar. Sİlah geçirmekte, istihbarat yollamakta ve silahlı saldırılar ve sabotajlar yapmaktaydılar.  Karakol ve Ankara'ya bağlı,  M.M. - Milli Müdafaa Teşkilat ve Grubu.(Mim-Mim)vd.  İşte özellikle 1.Dünya Savaşında Kafkas(Doğu) Cephesinde milis(gönüllü) kuvvetler kurmada ve savaşta büyük başarılar kazanan gene Giresunlu, Tirebolulu yiğit bir subayımız vardı. Bu kişi ayni zamanda Türk Yurdu dergisinde 'ALPARSLAN'  adıyla vatansever yazılar yazan Binbaşı Hüseyin Avni  Beydir.  Giresun Askerlik Şubesi Başkanlığı’na 1 Ocak 1920’de atanarak Giresunlularla, Müdafaa-i Hukukçularla, Osman Ağayla el ele vererek 'Giresun Nizamiye Alayı'nı" oluşturdu ve bu alaya 'Alparslan Grubu' ismi verilmesi,  3000 askerli bu kuvvete,  Ankara'nın verdiği önemi açıkça gösteriyor. Devamen yeni gönüllüler, Osman Ağa Kuvvetleri ile,   42. ve 47. Gönüllü Alaylar oluşturulmuştur.  42. Gönüllü Alay Komutanı,  Binbaşı Hüseyin  Avni ALPARSLAN olmuştur.  Esasen 42. Alay ismi de özellikle seçilerek verilmiştir.  Muhtemelen Mustafa Kemal, Fevzi Paşa ve silah arkadaşlarınca.      

 

 

İki Alay, Ayni İsimli İki Şehit Komutan

 Yakın tarihimizde, 1.Dünya Savaşı esnasında Çanakkale Savaşında büyük kahramanlıklar gösteren iki Alay'ımızdan 57. Alay ve Şehit Komutanı Yarbay Hüseyin Avni Bey, tümü şehit olan Alay'ının kahramanlıklarıyla, hem daha çok bilinen hem de resmi etkinliklerle anılan, Ulusumuzun Tarih Bilinci uyanışında yerini almış durumdadır. Ancak hem Çanakkale'de, hem İngiliz ve Araplara karşı Hicaz savaşında Medine savunmasında Fahrettin Paşa ile komutanı Ahmet Diriker Paşa ile mucizeler yaratan 42. Alay, Milli Mücadele esnasında Binbaşı Hüseyin Avni Bey(ALPARSLAN) komutasında gönüllülerce yeniden oluşturulmuş, Sakarya savaşında üstün kahraman lıklar göstermiş, Mangaldağı'ndaki göğüs göğüse çarpışmalarda askerlerinin büyük kısmıyla kendi de şehit olmuş, Alaydan 84 kişi sağ kalabilmişti. 42. Alay şehitlerinin, Haymana Gökoğuz civarında projesi hazırlanan anıtının bir an önce yapılması, Giresun ve Tirebolu'da da daha fazla etkinliklerle anılması, şehitleri vefa ve saygıyla anmamız yanında Türk Ulusu'nun ihtiyacı olan Tarih bilinci açısından dönem taşımaktadır kanaatindeyim. Çarlık Rus Orduları’nın durdurulduğu Giresun, Tirebolu ilçesi, Körliman Mevkiinde Karadeniz’e dökülen Harşit Çay’ı kıyısından her yıl Üniversiteli gençlerin öncülüğünde bir gençlik ve halk yürüyüşü hatta Karadeniz Bölgesi katılımlı olarak anlamlı bir etkinlik olur.

42. Alayın Kısa Tarihçesi:

"1879'da Bağdat'ta kurulan 42.Piyade Alayı Bağdat, Basra, Kerbela, Kutül emare bölgelerinde isyanlar bastırmış ve muhaberelere katılmıştır.1912 Balkan Savaşında Yunanistan'da Struma Kolordusu’nun içerisinde Selanik bölgesini savunma görevini üstlenmiştir... ... 42. Alay 1915'te bu defa Çanakkale'de Kereviz dere muhaberelerinde; düşmanlarının bile büyük takdirlerine mahzar olacak ölçüde savaşarak Çanakkale zaferinin birinci derece kahramanları sırasına geçmiştir. Çanakkale'de dört taburlu olarak muharebe eden Alayın zayiatı; subay ve er olarak 991 şehit, 2486 yaralı ve 168 kayıptır.Alay Osmanlı ve Mecidiye madalyaları ile taltif edilmiştir.

1916 yılında Alay Hicaz cephesine 12. Kolordu emrinde olarak Suudi Arabistan'da görevlendirilmiş ve iki yıl Arabistan'ın cehennemi güneşi altında susuz ve gıdasız Mekke ve Medine bölgelerinde muharebelere katılmıştır. İngiliz ve Araplara karşı Medine'yi yoksulluk içerisinde, insan gücünün üzerinde bir direnç ve cesaretle savunan 42. Alaya, 'Medine Muhafızları' unvanı verilmiştir. Çok kanlı geçen muharebelerde Alay Komutanı düşmanın eline geçmesin diye Alay Sancağını yaktırmıştır. Muharebelerin devamı sırasında Alay komutanı dahil bütün subaylar şehit olmuş, geriye 156 er kalmıştır. Alay 1.derece altın savaş ve üstün cesaret madalyaları ile taltif edilmiştir." (1)

İşte, 15. Kafkas Tümenine bağlı olarak (Tirebolulu) Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN'ın komutasında, gönüllü askerlerce yeniden kurulan 42. Alayın geçmişi... 42. Gönüllü Alay, pontuscu ayaklanmaları bastırmada hele ki Sakar ya Savaşında büyük kahramanlıklar göstermiş, Ankara'ya yönelen Yunan ordusunu göğüs göğüse savaşarak, askerlerinin büyük kısmını ve komutanını Şehit vererek durdurmuştur.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı belgelerinde 42inci Alaya ait bölüm aynen şöyledir; "Yüksek alınlı, yüksek şerefli, kahraman 42nci Piyade Alayı daima askerlik tarihinin birincisidir.Ve bu Alay ebediyen iftihar edilecek tarihi bir şöhrete sahiptir." (1)

42. Gönüllü (Giresun) Alayının Komutanı
Binbaşı Hüseyin Avni ALPARSLAN, Sakarya Savaşı’nın o kritik saatlerinde, Başkomutan Mustafa KEMAL, "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır, o satıh bütün Vatandır" emrini verip, emir cephedeki Subaylara ulaşınca o saatlerde, en şiddetli çatışmaların olduğu, Mangaltepe Gökgöz mevkinde, Subaylarına o da şu emri vermiştir : "İzinsiz ve emirsiz çekilen her asker idam edilecektir. Bu savaş böyle bir savaş olacak. Çünkü bu savaş fetih yağma savaşı değil, Vatan Savaşı. Hiç bir hatayı affetmeye hakkımız olmadığı bir savaş. Komutanlarımız izin vermedikçe geri çekilmeyeceğiz, öleceğiz. Askere örnek olacağız. Çocuklarımıza para pul mal mülk değil, Milleti için Şehit yada Gazi olmuş namuslu bir askerin çocukları olmanın şerefini bırakacağız..."

Hüseyin Avni Alparslan Kimdir?
Hüseyin Avni Bey, 1876 yılında Tirebolu’da Cintaşı mahallesinde doğdu. Babası Hüseyin Yazıcıoğullarından Hoca Emin Efendi’dir. Köseoğlu lakabıyla da anılır. Amasya Suluovalı olan Emin Efendi, 1840 yılında doğmuş, Tirebolu’da mahalle mektebinde hocalık yapmıştır. Tirebolulu Yanıkömeroğlu Mehmet Kaptan’ın kızı Kadın hanımla evliliğinden Hüseyin Avni, Hayriye ve Fevgiye isimli üç çocuğu olmuştur. Hüseyin Avni ilk mektebi ve Rüştiyeyi Tirebolu’da okudu. 5 yıllık idadi(lise) öğrenimini Trabzon’da yaptı. Subay olmak istiyordu. 1898 yılında İstanbul Pangaltı Mektebi Harbiyesi’ni kazandı. Hüsyin Avni Bey, Selanikli Başyazıcı ailesinden Rıza Ağa’nın kızı Huriye Hanımla evlendi. Çocuğu yoktur. 1901 de Teğmen olarak mezun oldu. Balkanlarda eşkıya takibi yaptı. 1904’de Selanik’de Jandarma Zabitan Mektebi tedrisatına devam ederek, Manastır Jandarma Alayı 5.Tabur Grenebe Bölük komutanı oldu. Bulgar eşkiyası takip ve bastırmada başarılar kazandı. İttihat ve Terakki’nin 31 Mart ayaklanmasını bastırmak için oluşturduğu Hareket Ordusuna gönüllü katılarak, öncü kuvvetlerinde yer aldı. Hüseyin Avni Bey’in Hareket Ordusuyla ayaklanmanın bastırılmasında başarılı görevler yaptığı anlaşılmaktadır. Çünkü tekrar Jandarma sınıfına geçmiştir. Hareket Ordusu ile Selanik’ten İstanbul’a gelen Hüseyin Avni Bey, Nisan 1909’da Kasımpaşa Jandarma Bölük Kumanda’nı oldu. ... Buradan Mart 1910 tarihinde İzmit(Kocaeli) Jandarma Bölük Komutanlığı’na tayin edildi. 29 Ocak 1912 tarihinde Harbiye Nezareti Harita Komisyonu’na rütbesiyle atandı(K.KK.'daki şahsi Dosyasından ..). Daha sonra Balkan Savaşında başarılı görevler yaptı.

1.Dünya Savaşı'nda Doğu Cephesi'nde savaştı. Bahattin Şakir'in Teşkilatı Mahsusası'na milis, gönüllü birlikler oluşturdu, Erzurum, Artvin, Bayburt yörelerinde, Çoruh Müfrezesi'nde Ruslara karşı savaştı. Türk Yurdu dergisinde ve yerel gazetelerde Türklük hakkında ve milli mücadele konusunda heyecanlı yazılar yazdı. Rus Ordularının durdurulduğu Harşıt cephesinde, Alay Komutanı olarak savaştı. Milli Mücadele'de, Giresun Askerlik Şube ve Mevki Komutanı olarak, Osman Ağa ile birlikte "Alparslan Grubunu", devamen 42. ve 47. Alayların oluşmasını sağladı. Pontus ayaklanmasının bastırılması ve Sakarya Savaşında büyük yararlıklar gösterdi. 30 Ağustos 1922'de Sakarya'da, en önde savaşırken Mangaltepe, Gökoğuz mevkiinde Şehit oldu.

57. Alay:
Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na ve Kumkale'ye asker çıkarmalarıyla Çanakkale kara savaşları başlamıştı. 2526 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı'nda ilerleyen çıkarma kuvvetleri, 19. Tümen Kumandanı Kur.Yb. Mustafa Kemal'in 25 Nisan günü verdiği “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” emrini uygulayan Türk birliklerince durduruldu. Bu birliklerden biri Yb.Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'dı. 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere 628 kişilik mevcudunun tamamı 2528 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit düşmüştür. 57. Alay adına yaptırılan şehitlik, Gelibolu Yarımadası'nda Kanlısırt'tadır.

Yarbay Hüseyin Avni Bey Kimdir?
Bugün Makedonya Cumhuriyetinin sınırları içinde olan Manastır (Bitola) şehrinde doğmuştur. Adını tarihe Dünyanın En Kahraman Alayı olarak yazdıran Çanakkale muharebelerindeki 57'nci Alayın ilk komutanıdır. Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Parlamento Üyesi (E.Org.) Tekin Arıburun’un babasıdır. 57'nci Alay, düşmanın ilk çıktığı gün olan 25 Nisan 1915’te Yarbay Mustafa Kemal’in emriyle Conkbayırı Mevkii’ne gelerek düşmanın ilerlemesini büyük kahramanlıklar göstererek durdurmuş, adeta savaşın kaderini değiştirmiş bir alaydır.

57'nci Alay Sancağı’na; AltınGümüş Kılıçlı İmtiyaz, Liyakat Madalyaları Kılıçlı Mecidiye ve Osmaniye Nişanları ile Türk Harp ve Demir Salüp Müttefik Nişanları takılmıştır. Bu şanlı alayın komutanı olan Yarbay Hüseyin Avni Bey, 13 Ağustos 1915 tarihinde, şu anda mezarın bulunduğu vadi içerisinde bulunan karargahına isabet eden top mermisi sonucu şehit düşmüştür. Şehit düştüğü gün, Kurban Bayramı’nın 1. günüdür. Hüseyin Avni Bey şehit olunca karargahın yakınına gömülmüş, daha sonraki yıllarda mezarı şu anda bulunan yere taşınmıştır.

Her yıl 25 Nisan 1915 tarihinde; 18 Mart 1915 de deniz yolu ile Çanakkale'nin geçilemeyeceğini kesin olarak anlayan İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 tarihinde başlattıkları Anzak çıkarmasına karşı 57. Alay'ımızın tamamının şehit düşerek karşı koyuş gününü, en az Avustralya ve Yeni Zelanda'dan gelerek ananlar kadar sahiplendiğimizi gösterdiğimiz, 57 Alay Yürüyüşü yapılmaktadır. Bu yıl da Genel Kurmay Başkanlığı, Ulusal Öğrenci Temsilciler Kurulu ve Türk Dil Tarih Kültür Birliği tarafından düzenlenen bu kutlu yürüyüş ve anmaya katılmak için bize ulaşmanız yeterlidir. 25 Nisan 2008 tarihinde gerçek leştirilecek bu yürüyüşe bütün üniversite gençliği davetlidir. Anzakların dünyanın öbür ucundan gelip Çanakkale’de kaybettikleri vatandaşlarını andıkları bu günde bizim de bu günde orada bulunmak Çanakkale şehitlerine olan bir borcumuzdur(2).

Yararlanılan Kaynaklar:
(1) Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok. Osman PAMUKOĞLU( 42. Alay'ın son komutanı) 2004 Harmoni Yay.
(2) TDTKB Sitesi ..

 

ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
- Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya -
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayâsızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde - gösterdiği vahşetle "Bu: bir Avrupalı"
Dedirir - yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.
Yedi iklîmi cihânın duruyor karşında;
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler, rengârenk.
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi Yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani tâûna da züldür bu rezil istîlâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-u asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyla sefil,
Kustu Mehmed'ciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyet denilen kahpe, hakîkat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahrîbe müvekkel esbâb,
Öyle müthiş ki: eder her bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı:
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam;
Atılan her lâğımın yaktığı: yüzlerce adam.
Ölüm indirmede. gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vâdîlere sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sînelere,
Sürü hâlinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdîde güler!..
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat imân?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrından râm?
Çünkü te'sis-i ilâhî o metîn istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerir azmini tevkîf edemez sun'-ı beşer;
Bu göğüslerse Hüdâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-ı bedîim, onu çiğnetme!" dedi.
Âsım'ın nesli... Diyordum ya... Nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmûsunu, çiğnetmeyecek.
Şühedâ gövdesi, baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna, yâ Rab, ne Güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!..
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni târîhe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb.
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
"Bu, taşındır" diyerek Kâbe'yi diksem başına;
Rûhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ nâmiyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmiyle,
Ebr-i nîsânı açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ haşre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebrîz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları, sarsam yarana...
Yine birşey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salîbin kırarak savletini;
Şarkın en sevgili sultânı Selâhâddîn'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayrân...
Sen ki, İslâmı kuşatmış, boğuyorken husran;
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki rûhunla berâber gezer ecrâmı adın;
Sen ki a'sâra gömülsen taşacaksın... Heyhât!
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehîd oğlu, şehîd isteme benden makber,
Sana âğûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy

Ünlü Bir Türk Düşünür Demiş ki..

 Tomurcuk Derdinde Olmayan Ağaç Odundur..

Widget Poll not found.

The type initializer for 'Controls.Polls' threw an exception.X

Etiket Bulutu

Gürcan Öztürk

Yakında Burada..

Calendar

<<  Ocak 2012  >>
PaSaÇaPeCuCuPa
2627282930311
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
303112345

View posts in large calendar

RecentComments

Comment RSS